Gümülcine ve İskeçe müftülüklerine Yunanistan makamları tarafından gerçekleştirilen son atamalar, uzun süredir çözüm bekleyen müftülük meselesini yeniden gündeme getirmiştir. Batı Trakya Türk Azınlığının kendi dini liderlerini demokratik yollarla seçme hakkının uluslararası hukuk ve ikili antlaşmalar çerçevesinde tanınması, kalıcı ve adil bir çözümün temel gerekliliğidir.
Söz konusu makamlara beş yıllık süreyle yapılan bu tek taraflı idari atamalar, meselenin salt bir görevlendirme prosedürü olmadığını; bir toplumun inanç hürriyeti ve kendi dinî temsilcisini belirleme hakkıyla doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Temel beklentimiz, müftülerin devlet atamasıyla değil, azınlık toplumunun demokratik iradesiyle belirlenmesidir.
Temsil Hakkı ve Uluslararası Hukuk
Gümülcine’de İbrahim Şerif ve İskeçe’de Mustafa Trampa, Batı Trakya Türk Azınlığının iradesiyle seçilmiş müftüler olarak toplum nezdinde görevlerini sürdürmektedir. Yunanistan makamlarının atama usulünde ısrarcı olması, devletin idari uygulamaları ile azınlık toplumunun temsiliyete dair iradesi arasındaki uyumsuzluğu artırmaktadır. Din bir makamın meşruiyeti yalnızca idari tasarruflarla değil, temsil ettiği toplumun aidiyeti ve uluslararası demokratik standartlarla sağlanır.
Kendi müftülerini seçme talebi, 1913 Atina Antlaşması ve 1923 Lozan Barış Antlaşması başta olmak üzere uluslararası sözleşmelere ve tarihsel müktesebata dayanmaktadır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) geçmişte verdiği İbrahim Şerif ve Mehmet Emin Aga kararları, konunun din özgürlüğü boyutunu hukuki olarak tescil etmiştir. Çözümün, uluslararası insan hakları standartlarına ve yargı kararlarına uyum sağlanarak geliştirilmesi elzemdir.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde azınlık hakları değerlendirilirken mütekabiliyet ilkesi, hakların kısıtlanması için değil, her iki ülkedeki azınlıkların haklarının eşdeğer bir hassasiyetle korunması için zemin oluşturmalıdır. Türkiye’de Rum Ortodoks cemaatinin dini liderini kendi kurumsal usulleriyle belirleme süreci dikkate alındığında, Batı Trakya Türk Azınlığının müftü seçim taleplerine de Yunanistan makamlarınca benzer bir tutarlılık ve yapıcı yaklaşımla karşılık verilmesi beklenmektedir. Lozan Barış Antlaşması’nın hükümleri, tüm taraflar için hakkaniyetli bir anlayışla işletilmelidir.
Yunanistan'ın konuyu yalnızca iç hukuktaki atama yetkisi çerçevesinde değerlendirmesi, Batı Trakya Türk Azınlığının seçilmiş temsilcilerinin tanınması yönündeki meşru beklentilerini karşılamamaktadır. Azınlığın talebi bir ayrıcalık değil; evrensel hukukla güvence altına alınmış hakların eşit ve adil biçimde kullanılmasıdır.
Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği olarak, azınlığımızın kimliğini, kültürünü ve dini kurumlarını hukuki ve demokratik değerler zemininde savunmaya devam edeceğiz. Yunanistan makamlarını, mevcut atama uygulamalarını gözden geçirmeye, azınlığın iradesiyle seçilmiş müftüleri tanımaya ve sorunun çözümü için uluslararası yükümlülüklere dayalı, istişareye açık adımlar atmaya davet ediyoruz.
Beklentimiz; azınlık iradesinin saygı gördüğü, çifte standartlardan uzak, eşit hak ve hukuka dayalı demokratik bir sürecin hayata geçirilmesidir.
Yalçın BAYER
SYRİZA, Türkler ve Batı Trakya
Yunanistan'ın 'ince' engellemelerine karşı, Dışişleri kadar Gümülcineli Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu'nun da ne kadar gayret ettiğini biliriz.
