Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Genel Başkanı Hasan Küçük, Edremit’te düzenlenen 29 Ocak Milli Direniş Günü anma programında, Batı Trakya Türk Azınlığının maruz kaldığı hak ihlallerini gündeme taşıyarak uluslararası hukukun açık biçimde ihlal edildiğini ilan etti. Küçük, Yunanistan’ın Türk kimliğini inkar eden politikalarına karşı sessizliğin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Edremit Şubesi tarafından düzenlenen programa; Dernek Genel Başkanı Hasan Küçük, Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, BTTDD Üsküdar Şube Başkanı Halil Ateş, BTTDD Edremit Şube Başkanı Erdoğan Ergin, geçmiş dönem Edremit Şube Başkanı Mustafa Naci Biroğul, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının başkan ve yöneticileri ile Edremit’te yaşayan Batı Trakyalı Türkler ve dernek üyeleri katıldı.
Programda yapılan konuşmalarda, Batı Trakya Türk Azınlığının yıllardır sistematik baskı, asimilasyon ve kimlik inkarına maruz kaldığına dikkat çekilerek uluslararası kurumlara sert bir çağrıda bulunuldu. Lozan Barış Antlaşması’nın açık hükümlerine rağmen Yunanistan’ın Türk kimliğini yok sayan uygulamalarının kabul edilemez olduğu vurgulandı. Etkinlikte “Batı Trakya Türk’tür ve Türk kalacaktır” mesajı net bir şekilde dile getirildi.
Lokma hayrı ile başlayan programda konuşan Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Edremit Şube Başkanı Erdoğan Ergin, 29 Ocak’ın yalnızca bir anma günü olmadığını belirterek şunları söyledi: “Bugün burada, Batı Trakya Türk Azınlığının kimliğine, onuruna ve varlığına yönelen sistematik inkar ve baskılara karşı tarihî bir duruşu bir kez daha ilan etmek üzere toplandık. 29 Ocak, Batı Trakya Türklerinin sessizliğe mahkûm edilmeyi reddettiği ve ‘Biz buradayız, varız’ diyerek ayağa kalktığı bir direnişin adıdır. Birazdan paylaşılacak basın açıklaması, yalnızca Batı Trakya Türklerinin değil, evrensel hukuk ve insan hakları mücadelesinin de sesidir.” diyerek, konuşmasının ardından basın açıklamasını yapmak üzere mikrofonu Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Genel Başkanı Hasan Küçük’e bıraktı.
Konuşmasına “29 Ocak, Batı Trakya Türklerinin kimliğinin inkar edilemeyeceğini dünyaya ilan ettiği gündür” sözleriyle başlayan Genel Başkan Hasan Küçük, aradan geçen 38 yıla rağmen Yunanistan’ın Lozan Barış Antlaşması’nı ve uluslararası hukuku sistematik biçimde ihlal etmeyi sürdürdüğünü ifade etti.
Küçük, “Buradan açıkça söylüyoruz: Türk kimliği bir mahkeme konusu değildir. Bir halkın varlığı inkar edilemez. Yunanistan’ın bu politikaları yalnızca Batı Trakya Türklerine değil, Avrupa’nın iddia ettiği insan hakları ve hukuk düzenine de açık bir meydan okumadır” dedi.
Uluslararası kurumlara da çağrıda bulunan Küçük, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yıllardır uygulanmamasının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik, bu hukuksuzluğa ortak olmaktır. Batı Trakya Türkleri susmayacak, kimliğinden vazgeçmeyecek ve varlığını her koşulda koruyacaktır” ifadelerini kullandı.
BASIN AÇIKLAMASI (29 Ocak 2026)
“Batı Trakya Türk’tür ve Türk Kalacaktır!”
Batı Trakya Türk Azınlığı, 1923 Lozan Barış Antlaşması ile kimliği, varlığı ve temel hakları açık biçimde uluslararası hukuk güvencesi altına alınarak Yunanistan’a emanet edilmiştir. Buna rağmen Yunanistan, Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik baskı, asimilasyon, göçe zorlama ve kimlik inkarı politikalarını bir devlet uygulaması haline getirerek sistematik biçimde sürdürmektedir. Gelinen noktada bu tutum, yalnızca Batı Trakya Türk Azınlığının değil; Lozan Barış Antlaşmasının, uluslararası hukukun, insan hakları rejiminin ve Avrupa değerlerinin açık ve süreklilik arz eden ihlali anlamına gelmektedir.
1923’ten bu yana artarak devam eden hak ihlalleri, özellikle 1980’li yıllarda kurumsal bir devlet politikasına dönüşmüştür. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı sonrasında Yunanistan’da oluşan siyasi ve toplumsal tepkilerin bedeli, bilinçli ve kasıtlı biçimde Batı Trakya Türk Azınlığına ödetilmek istenmiştir. 1983 yılında isminde “Türk” kelimesi bulunan derneklerimizin kapatılmasıyla başlayan süreç, Yunanistan yüksek yargısının Batı Trakya’da “Türk yoktur” anlayışına dayanan kararlarıyla kesinlik kazanmış; bir halkın kimliği mahkeme kararlarıyla inkâr edilmiştir. Bu yaklaşım, hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu gibi Lozan Barış Antlaşması’na ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de açıkça meydan okumaktır.
1987 yılı Kasım ayında alınan bu kararların Batı Trakya Türk Toplumu tarafından 1988 yılı Ocak ayında öğrenilmesi üzerine, azınlığımız demokratik ve barışçıl bir tepki ortaya koymuştur. 29 Ocak 1988 tarihinde 20 bini aşkın Batı Trakya Türkü, tüm baskı ve engellemelere rağmen Gümülcine Meydanı’nda toplanarak “Biz Türk’üz, buradayız ve varız” diyerek kimliğini ve varlığını dünyaya ilan etmiştir. Bu duruş, bir halkın en temel insan hakkı olan kimliğini savunmasının tarihi bir ifadesidir.
Ancak Yunanistan, bu demokratik iradeden ders çıkarmak yerine baskı politikasını daha da sertleştirmiştir. 29 Ocak 1990 tarihinde, barışçıl anma etkinlikleri sırasında Gümülcine’de yaşananlar, Batı Trakya Türkleri açısından açık bir pogrom niteliği taşımaktadır. 300’ün üzerinde Türk işyeri yağmalanmış, çok sayıda soydaşımız yaralanmış, can ve mal güvenliği devletin gözü önünde ihlal edilmiştir. Yunan güvenlik güçlerinin bu saldırılar karşısında etkisiz ve kayıtsız kalması, devletin sorumluluğunu tartışmasız şekilde ortaya koymuştur.
Uluslararası Kurumlara Açık ve Net Çağrımızdır
Buradan başta Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, AGİT, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve tüm uluslararası insan hakları örgütlerine açıkça sesleniyoruz:
Yunanistan, Batı Trakya Türk Azınlığının eğitim, din özgürlüğü, örgütlenme, mülkiyet ve kimlik haklarını sistematik biçimde ihlal etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Batı Trakya Türkleri lehine verdiği bağlayıcı kararlar yıllardır kasıtlı olarak uygulanmamaktadır. Bu durum, yalnızca Batı Trakya Türk Azınlığının değil, Avrupa hukuk düzeninin ve insan hakları sisteminin bilinçli biçimde aşındırılmasıdır.
Uluslararası kurumların bu ihlaller karşısındaki sessizliği, hukuksuzluğu normalleştirmekte ve Yunanistan’ı cesaretlendirmektedir. İnsan hakları konusunda uygulanan bu çifte standart kabul edilemez. Batı Trakya Türk Azınlığının maruz kaldığı ihlallere göz yumulması, evrensel insan hakları ilkelerine açık bir ihanettir.
Kimliğimiz Tartışma Konusu Değildir
Açık ve net biçimde ilan ediyoruz: Batı Trakya’daki Türk varlığı Yunanistan’ın siyasi tercihlerinin ürünü değildir. Türk kimliği bir pazarlık konusu değildir ve hiçbir mahkeme kararıyla ortadan kaldırılamaz. Türk kimliğini inkar eden her yaklaşım, Lozan Barış Antlaşması’na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve evrensel hukuk normlarına doğrudan meydan okumaktır.
Kararlılığımızdan Vazgeçmeyeceğiz
Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği; Türkiye genelinde tek çatı altında örgütlenmiş 12 şubesi, 8 temsilciliği, spor kulüpleri ve vakıflarıyla birlikte 29 Ocak Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Gününü yıllardır Türklüğün sembol mekanlarından dünyaya duyurmaktadır. Bu kapsamda anma etkinlikleri; Taksim Atatürk Anıtı, Anıtkabir, Çanakkale Şehitler Abidesi, Sarıkamış Şehitliği, Srebrenitsa Potoçari Anıt Mezarı, Ayasofya Camii çevresi, Selanik’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ev, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve yurt içindeki şube merkezlerimizde gerçekleştirilmiştir. Bu anmalar, 38 yıldır Türklük onuru ve Milli Mücadele ruhuyla sürdürülen kararlı bir direnişin sembolüdür.
Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği olarak; Batı Trakya Türk Azınlığının kimliğini, onurunu ve haklarını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. Sessizlik bu hukuksuzluğu meşrulaştıramaz. Batı Trakya Türkleri susmayacak, kimliğinden vazgeçmeyecek ve varlığını her koşulda koruyacaktır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Yalçın BAYER
SYRİZA, Türkler ve Batı Trakya
Yunanistan'ın 'ince' engellemelerine karşı, Dışişleri kadar Gümülcineli Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu'nun da ne kadar gayret ettiğini biliriz.













